4 Şubat 2018 Pazar

"Öz"

İlham denen düşünce veya duygu patlaması olayı nasıl vuku bulur ve nasıl kendini gösterir bilememekle beraber,çoğu zaman anlık ilhama mazhar oluşlarım vardır benim. Bazen olur ne yazsam ne desem diye düşünmeye vakit harcarken, birden akılda bişeyler belirmesi hiç de fena olmuyor hani.. Hoş öyle yazmak için çok da düşündüğüm söylenemez, bloğa yazı girme aralığımdan da anlaşıldığı gibi. Yine de ne zaman yazı yazarsam yazayım kendimi bulmuş gibi oluyorum. Belki de geçmişimin izlerini taşıdığı ve o hissiyatın hala tükenmemiş olmasındadır mesele. Bu arada bazen ben filozof olmalıymışım bile diyorum. Minik bir konuyu çokça irdeleyip analizine varan düşünce yolculuklarım vardır benim. Bazılarına göre saçma veya yersiz kimilerine göre ise bir "çok bilmişlik" sendromu.. Ne yaparsam yapıyım içimden geldiği gibi aslında her şey. Yapaylığa pek yer yok bende. Bazen dobralığı da yanında getiriyor tabi bu durum. Kimileri gibi çok kibar naifMİŞ gibi görünenlerin "o ne der bu ne der"leri içinde boğulmalarını gördükçe ayy ben de bir boğuluyormuş gibi oluyor sonra bu ruh halinden çook çabukça sıyrılıp, kendimi özgürlük ve özgüven içinde buluyorum. Kahverengiden yeşilliklere çıkış hikayesi bu..
Bazen bir kararsızlık olmuyor değil.. Aslında sıklıkla oluyor.. Ve hatta şüphecilik... Şu aralar buna da çok yer veriyorum hissiyatımda onu da farkettim. Neden bir güvensizlik var etrafıma karşı bilemiyorum.. Belkide bilmek istemiyorumdur, korkuyorumdur.. Yoksa özgürlük ve özgüven kavramlarımın temelleri çatırdamaya başlar göze alamam.. Aslında tam da bir psikologluk bir vakayım sanırım. "ÖZ"lerden gideceğim yine belki ama, bu yazının "ÖZeleştirisi" bu olsun. Bir ÖZel halimin paylaşımına ve iç döküşüme fayda sağlamasına vesile olduğu için tüm blogger ailesine teşekkürlerimi sunar, Google efendiye başarılarının devamını dilerim.

Not: Deneme neydi?

9 Kasım 2017 Perşembe

Öğretmenim canım benim..

Evett...

Merhabalar efendim..

Bugünki selamım, tüm öğretmen ve öğretmen adaylarına olsun..

Yaklaşık 2 aydır öğretmen 'adayı' olmam sebebiyle fazlasıyla şaşkın ve bir o kadar da durumumdan memnunum. Bir kolejde kodlama-mekatronik ve robotik alanlarında öğretmenlik yapmaktayım artık. 'aday' dememin sebebi ise aslen bilgisayar mühendisi olmamdır efendim. Marmara üniversitesinden devam edegelen bir formasyonum var iken ve de bu formasyon henüz son bulmamış iken sanırım kendimi tam anlamıyla bir öğretmen olarak göremeyeceğim.

Başlangıçta evet çok zorlandım özellikle öğretmenliğin getirdiği bazı alakasız olduğum konuları da öğrenmek durumunda kaldım. Kendimi geliştirmeliydim. Evde oturan biri için hızlı ve yorucu günlerin başlangıcıydı ve ben buna da alıştım çok şükür.

Evvela belirtmem gerekiyor ki, asla büyük konuşmayınız sevgili arkadaşlar..
Ben bilgisayar mühendisi olmam dedim; bilgisayar mühendisliğinden mezun oldum.
        Öğretmenlik hiiç bana göre değil derdim; kendimi öğretmenlik yaparken buldum.
        Elektronik devrelerden hiiç hoşlanmam okuldaki derslerimi vereyim yüzüne bakmayacağım, dedim ve şu an çoğu derste elektronik devre elemanları ile ciddi projeler yapmak durumundayım.

Gerçekten ama gerçekten insanlar karşısına çıkan her şeye alışıyormuş. Bu sebeple büyük konuşup da hayatınızı kendinize zulmetmeyin. Herşeyin bir yolu var ve mutlaka öğreniyorsunuz. Kimse bizden bir buluş beklemiyor..

Ne diyelim o zaman, görüşmek üzere çünkü birazdan dersim başlıyor.. ;)

22 Kasım 2016 Salı

At gözlüklerinizi atın arkadaşlar!

‘Hükümet diyorsa her şey doğrudur’ diye at gözlükleriyle her denilene ınanan kitleye dahil olmadığım için çok mutluyum hamdolsun. Geçenlerde bir ev satin almak isteyen bir yakınım, görüştüğü bir ev sahibiyle olan diyaloğunu anlatıyor. Fiyati yüksek bulduğunu faizin günah olmasi sebebiyle kredi de çekmek istemediğini söylüyor bizimki. Ev sahibi de bu hükümetin faizi de desteklediğini onlar ne derse doğru olduğunu gururla anlatıyor. !! Buyrun cenaze namazina.. Hani faiz Allah’a ve peygamberine savaş açmaktı? Bakiniz Bakara Suresi 279.ayette öyle yazıyor.
 Bazı kesim hükümet yanlıları arkadaşlarım yapılan yanlışları ‘siyası politika’ olarak adlandırıyor ve özellikle dini konularda alınan çelişkili kararları da ‘Apaçık niyetimizi belli edelim de sonumuz Erbakan gibi mi olsun bizi de mi indirsinler’ şeklinde savunucu bir savunma çıkıyor karşıma ¿¿   Hadi hükümet bunu (tv ekranlarında falan bize yansiyan kismini ) demek istiyor olmasın, hadi arka planda biizlere yansitilmadan halledilen buyuuk buyuk politik işler var ve hadi cok zeki aydin kesimimiz izlenen politikalarda asil ne denecegini de anlamis olsun.. ama konusulan ustu kapali sozleri farklı anlayan ve araştırmaktan yoksun cahil kesimin inançlarıyla oynamaktan ve onların yanlışa girmesine vesile olmalarının vebalini ustleneceklerinin farkında değiller mi acaba? bu vebal nasıl ödenir?
Yukarıda apaçık belli edilmeyen, hükümetimizin  binevi ‘taktik’ uyguladığı meselelere de bir örnek verecek olursam-ki baştan beridir hep takıldıgım bir konudur- Avrupa birliğine girmek, girememek, kapısında sürünmek.. Evet! AB adeta bir kolelik ve üye ülkelerin bize tepeden bakıp gururlandığı kibirlendiği egosunu tatmin ettigi, ‘hadi ulkende sunu bunu yap seni aday ulke(!) statulerine cikaralim’ gibi bahanelerle eğlendiği kültürel ve dini yaşantımıza ve hatta iç işlerimize dolaylı olarak karistigi bir örgütten bahsediyorum… Ama savunan kesimden “ Bu iste var bir terslik!” diyen biri de çıkmıyor ya çıkmıyor..!
Kâfirleri dost edinen, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur.) [Al-i İmran 28]
Ayette de Allah apaçık belirtiyor ki kafirden dost olmaaz. Bizim ayetlerden bihaber insanımıza ‘Bu devirde bu gerekli bla bla bla’ diye arastirmadan ekranlarda gordugu kadarina inanarak bilmis bilmiş konuşmaları yaptıranlara yine sesleniyorumm. Bunun vebalini nasil ödeyeceksiniz..?
Son günlerde hükümetten ABye karşı bir atar sozkonusuymus. (Evimde internet sorunu yaşıyorum ve ayrıca tv izleyemedigimden dolayı çok da haber takip edemiyorum) Hani bu devirde gerekliydi ey okumaktan aciz vatandaş kardeşim.? Ne oldu yine bi değiştin kaydın hı?? Azıcık kararlı olalım daa! Karadenizli damarımı tutturtturmayin bana simdii. ‘Ben demiştim’cilerden olmak inanın istemem ama göz görüyorken klavuza ne hacet?
  İllüminati dediğimizde herkesin bir bildiği vardır ya hani şu şarkıları tersten okutur anlam çıkarmaya çalışırlar falan filan… yazın youtube de çok şarkı  görürsünüz. Hatta kliplerde tekgozler deşifre edilir. Bizi şarkılarla oyaliyorlar bence. Asıl illüminatiler ABler ABDler… ( Kaynak kitap: Gizli dünya devleti)
Daha neler var yazmak ve içimi dökmek istediğim.. .
Yazmazsam bir yakınıma derdimi acayim desem, gecmiste bu sebeple ortamın kizistigina şahit olmuşluğum çoktur ne yazık ki..
Ha bu arada ben bunları böyle yazdım diye benim tarafımı çok da irdelemeyin haksız çıkarsınız. Zira her hükümet elestireni gordugumuzde hep aynı etiket yapistiriliyor ya hani -adlarını ve hatta lakaplarini bile yazmis olmayi bloguma yakistirmiyorum bile(Allah muhafaza)- Ben yazmasam da siz anladınız biliyorum 👍
Beni yanlis anlayanlara karsi rahmetli Necmettin Erbakan hocamızın çok manidar bir sözü vardır -ki cok derin anlamlar ihtiva eder, üzerine alınanlar düşünedursun- söyleyip kucağımda uyuyan kızımı beşiğine yatırmak üzere gidiyorum buralardan:
“Hadi oradan!” 👊


21 Kasım 2016 Pazartesi

Sizin de bir keşkeniz var biliyorum.

"Inanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan  cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri "Selam"dır. İbrahim Suresi 23.ayet

Yazıma selam ederek girecekken aklıma gelen yukarıdaki ayetle giris yapmak istedim. 
Selamunaleykum.. 🖑
Son günlerde devam ettiğim meal okumaları vesilesiyle Kur'an-ı Kerim'de günlük yaşantılar hakkında çokça ayet geçtiğini de görmüş oldum. Selam da onlardan biri. Bizler hep arapça hatim olarak okumanın çok sevap olduğunu biliyoruz ama Kur'anın asıl inme amacını düşünecek olursak, Türkçe mealini okumak ve okuduğunu anlatıp hayatına geçirmek çok daha faydalı ve olması gerekendir diye düşünüyorum. Selam meselesi de gerçekten çok önemli. Cennet ehlinin ifadesiyse, ve eğer bizler de Allah rızasını kazanıp cennete gitmek istiyorsak tanımadığımız insanlara bile selam versek fena olmaz hani. (Cennetteymişiz gibi hayal edin falan.. 😏) Selam vermek sünnet almak farz bir de bu boyutu var elbet.
Lafı  çok da uzatmak niyetinde değilim yoksa konu hakkında anlatacak, okunacak ve öğrenecek o kadar çok bilgi var ki... insan öğrendikçe gerçekten acziyetini ve ne kadar az şey bildiğini öğreniyor en çok. Bu sebepledir ki "Ben oldum" demeyecek insan. Diğer insanlara da "cahil" gözüyle bakmayacak. Asıl cahil kendi olur da böylesini doğru yola iletmek daha zordur. Küçük büyük herkesin birbirinden öğrenecek çok şeyimiz  var. Bilgiye aç olmak ve araştırıp öğrenmeye çabalamak güzel şey keske daha çok yer verebilsek hayatımızda..  

Ahh o keşkeler.. Keşke diyecek kadar aktif hayatın içinde olmasaydık bile deriz bazen ama yine laftadir ki hayat evde nasıl gecsindi ¿.. Ramazanın son 10gunu itikaf bile nefsimize ağır geliyorken hem de... 
Kendime dönüp baktığımda  (geçmişe değil!) genelde anı yaşamayı sevengillerden olmuşum hep. (Aslinda anı yaşamak bazen cok mantıklı. Mesela günden güne büyüyen kızımın her anı geri gelmeyecek olduğu için çok özel. Nasıl anı yaşamam ben şimdi.. Büyüdüğü günleri iple çeken annelerden olmadım ben. Aksine kizimin eski fotoğraflarına bakıp bakıp özlüyorum. Anneler anlar beni. Diğerlerine de klasik anne ifadesiyle karşılık vereyim "Anne olunca anlarsin!") Nedense bazı kurallar beni sıkmış bunaltmış da uymamayi tercih etmişim.  Özgür ruhumun bir ozelligi.. Zıttını tercih ettiğim kuralların uyulması gerektiğinden mi bihaberdim¿. Yine kendime dönüp ''uyanik olmaya calisma. yok öyle kaytarmakk' diyorum. Peki bildiğimi uygulamayisima sebep olan durumlar neydi bende¿. Tam da bu dusuncedeyken geçmişe bakıyorum ki,  resmen perde inmiş de görememişim başka açıklaması yok. 
Doğru veya yanlışlar kişinin tercihine göre değişir. Yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımi bir kalıba sokmak istemiyorum-dedim ya özgürlüğüme duskunumdur- ama yaşadıklarımdan yola çıkarak geleceğime yön vermem gerektiğini biliyorum.!
Ve bir şey daha biliyorum ki-çok bilmişlik taslamak huyum değildir ama bu etiketi bana yapıştıran kişi topluluklari mevcut- insanlar iyi değil azizim. Çogu icini bilmedigin ismin onune hemen "iyi" sıfatını ekleme. Şüpheci olmak da faydalı bir şey değil önermem. Hayat kalitenizi düşürür ki zaten -kendi adima- Bir de vaktimizi şüphe ederek mi harcayalim¿ Buyrun size bir "keşke" vesilesi daha... "Keske"lerimizin soktugu bu gibi bir kısır döngüye girmemek aslında çok basit. Haksızlığa mi uğradın Allah'a bırak, canın mı sıkkın Allah'a bırak, dayanamayacak halde misin yine Allah'a bırak vb. vb.. Iyi guzel de sonra ne olacak? Olayın "Bırakmak" kısmını Allah'a havale edince bitmiyor -ki tam da burada olayı kendi açımızdan pozitivize edebilmemiz ve bu olumlulugu sabit tutabilmemiz tutabilmem amaciyla- "Tutunmak" veya "Sarılmak" kısmı ile de bizim Kur'an ve hadisler ile hemhâl olmamız gerekiyor. Öyle beleş degil emek vermek gerek. Böylece iç huzurumuzu buluyoruz ve gözümüzdeki perdelerin kalkmasıyla  birlikte ıvır zıvır olduğunu anladığımız olaylarla vaktimizi harcamıyoruz. Vaktimizi nerede harcadigimizin da hesabı var dikkatinizi cekerim. Detaylar detaylar detaylar... Islamda detaylar önemlidir. Yaşamak incelik istiyor. "Allahım bizlere islam hassasiyetine yakışır naifliği ve inceliği ver... Bizi yolunda sabit kıl.." amin..

Not1: Ben böyle yazdım diye sanmayın beni bir derviş, varsayın beni belki bir garip bedevi...

Not2: Ne yazacaktım ve ne yazdım. Hayır var hayır.. 

6 Eylül 2016 Salı

Hayata ve evliliğe dair...

Merhaba,
Malum havalar sıcak, tam düğün sezonundayız.
Biz de sıcak ama yağmurlu bir günde 3 yıl önce 31 Ağustosta evlenmiştik.
Zaman nasıl geçmiş anlamıyor insan.
Bir de çocuğumuz olmuş hala inanamıyorum.
Ama insan yaşadıkça anlıyormuş ki, büyük heyecanlari sevinçleri üzüntüleri bir yere kadar.
Her şeye alışıyormuş insan. Hayatın bir parçası diyor ve kabulleniyorsun.
Allah'ın rahmeti diyorum. Hayat bir şekilde ilerleyecek ya, olaylar birbiri ardına gelecek ya, kabullenip normalleştirme de peşisıra geliyor.

Evlilik; büyük heyecan.. Söz, nişan, düğün derken heyecan dorukta oluyor. Bir bakmışsın çocukken gözümüzde büyüttüğümüz evlilik gayet normal bir durum. Olması gereken bir şeymiş ve zamanı gelmiş gerçekleşmiş.

Çocuk; büyük mutluluk, büyük sorumluluk... Çocuk sahibi olmadan önce, bir bebeği kucağına almaya bile korkanlar, doğumdan sonra 40 yıllık anne gibi oluyor. Bu da bir rahmet, hatta mucize.
Bir insanın yetişmesi demek insanlığın gelişmesi demek. Büyük düşünecek olursak, Allah, kurduğu dünya düzeninde insanların yetişmesini acemi olan bir kadına vermezdi, ona o insanı büyütecek yeteneği de doğumla birlikte verdi. Hamdolsun. Kısacası bir bakıyorsun, bebeğin olmuş ama  Allah'ın kurduğu düzenin bir parçası olduğunu görüyorsun. Külli iradenin varlığı bizi etkisiz kılıp, uyum sağlamamıza vesile oluyor. Yani bebek sahibi olmak da düzenin bir rutini...

İş;  özellikle benim için şu sıralar en büyük amaç, hayatımı düzene sokmama vesile olacak durum. Havada kalmışlıklarımın cevabı. Güzel bir işimiz olsun diye yıllarca okuduk ettik. Ben de öyle. Zorlu bir mühendislik eğitimi aldım. Hedeflerim hayallerim vardı. Onları gerçekleştirmek için mezuniyetimin üzerinden zaman geçmesine rağmen hala çabalıyorum. İş meselesine de geniş açıdan bakacak olursak,  insanlar çalışır, o işe ihtiyacı olan kişilere hizmetini verir, parasını alır o parayı da kendi ihtiyaçları için bir başkasına verir. Ondan ona ondan ona... derken hayatta kalmak için herkes birbirine hizmet ediyor aslında. İster yönetici ol ister hamal. Herkes birbirine mecbur. Ast-üst meseleleri niye o halde... Meslekleri üzerinden kendini üstün görenler bu sebeple çok komik oluyor bence.

Konuyu daha da uzatabilirim aslında. Yazdıkça yazasım geliyor fakat konuyu dağıtmak istemiyorum.
Aslında bahsetmek istediğim şey şu ki hayat telaşesi içinde bazı rutinleri çok büyütüyoruz. Olaylara çok odaklanınca insan , kendini her şeyin merkezinde görüyor. Ama bütün olarak bakarsak aslında daha mutlu ve rahat oluruz. Çünkü acizliğimizin farkına bu şekilde varabiliriz.
Değinmek istediğim mesele aslında yazımın da başında belirttiğim gibi evlilik düğün hazırlıkları.
Bu hazırlıklar sürüp giderken insan kendini çok kaptırıyor. Evet bir kere evleniyoruz ve bütün detayların mükemmel olmasını istiyoruz. Özellikle bayanlar. Gelinliğin üzerindeki pulun parlaklık derecesini bile inceliyoruz. Bir pula bile takan bizlerin diğer detaylarda tepkisiz kalması mucize gibi oluyor. Mobilyaların modeli rengi kalitesi dekorasyonunun tamamlanması büyük meseleler haline geliyor. Bu durumlara da geniş açıdan bakabilmeyi denesek keşke.  Ben de evlilik hazırlığında o sürecin detaylarından çok kilo vermiştim. Her şey hayal ettiğim gibi mi oldu, hayır ama belki hayal ettiğim gibi de olsaydı yine eksikler olabilirdi veya benim hayal ettiklerime sahip olanlar varsa belki de onlar için yetersiz kalmıştır. Dediğim gibi olaylara geniş açıdan bakabilirsek gerçekten daha çekilebilir oluyor, inancınız varsa, Allah sabrını da vermiş oluyor.
Böyle diye de her insanın bir zevke sahip olduğunu es geçmemek gerekir.
Ben de daha önce pinterestte beğendiğim bazı porselen tabakların resimlerini arşivlemiştim.
Sizlerle bunları paylaşmak istedim. Çeyiz hazırlığı içinde olanlara fikir olsun.


Sevgiler...