30 Nisan 2012 Pazartesi

Peygamber efendimizin kızına nasihati;

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz;muhterem kerîmeleri Hz. Fâtıma-Tuz Zehrâ (r.anhâ)’ya gelin olurken şu nasîhatta bulunmuşlardır:

“Kızım kendini temiz tut! (Devamlı) Rabbini zikret!
Efendin sana baktığı... zaman Sen’den memnun olsun büyük bir ferahlık duysun!
Gözlerini sürmele!
Sürme kadınların ziynetidir.
Kızım! Kocan sana baktığı zaman gözlerini ondan ayırm...a;
Sen de mukâbele et! Böyle yaparsan sevgin fazla olur.
O başka tarafa bakarken
Sen onun yüzüne bak!
Bunun büyük mükâfâtı vardır..
Güzel bakışlarınla güler yüzle onu takip edip memnun etmene
bir ay nâfile orucu sevâbı yazılır.
Kocanın yanında sessiz ve ilgisiz durma!
Onun hoşlandığı şekilde güzelce söyle ki sana muhabbet etsin..
Kocanın hatâlarını başkalarına söyleme!
Eğer söylersen Allah Teâlâ sana gazab eder..
Sonra melekler peygamberler ve nihâyet kocan sana gücenir…"

29 Nisan 2012 Pazar

ince çizgi

Selamlar..
Ben mezun olmak üzere olan bir üniversite öğrencisiyim. Son günlerde de mezuniyet koşuşturması içine girdim. O giysici, şu ayakkabıcı bu çantacı oradaki eşarpçı diye giyeceğim şeyleri arayıp saatlerimi günlerimi verdim ve hala elimde hiçbişey yok gezmeye aramaya devam edeceğim... Bu koşuşturma ile ben şunu anlamış oldum ki giyimime fazlasıyla önem vermeye başlamısım. halbuki ben bir başörtülü bir kızım ve giyimime dikkat etmem gerekiyor. Okuduğum bir yazıda deniyor ki ;
Tesettür, kadın ruhunun, dünyanın sahte ışıltısına çektiği perdedir. Tesettür, sahteliğin sanal prangalarından kurtulmuş özgür kadının şükrüdür.
Ben giyimimle dikkat çekerek bu sahte ışıltıya bir sahtelik eklemiş oluyorum bu ışıltıya perde çekmektense... Çok ince bir çizgi dikkat etmek lazım. Öyle ki şu son zamanlarda moda ve tesettür giyim üzerine yayın yapan birçok bloğu takip eder olmuştum. kendimi iyice güyaa tesettür modasına kaptırmış olmuştum. Ben pardesü giyinen bir kızım ama annelerimizin gençlik zamanlarında giydikleri pardesülerle şimdikiler kıyaslandığında evrim niteliğinde bir değişme var.. hangisi tam tesettür oluyor eminim ki bu yazıyı okuyan bilinçli her insan bunun cevabını verebilir.. Şu an öyle bir psikoloji içerisindeyim ki, kendimi saklamak gizlemek istiyorum.. Eskilerin pardesüsü şimdilerin feracesi olabilir diye düşünüyorum ve gidip hemen kendime bir ferace alasım var o derece doldum..
Bu akşam çok farklı hissediyorum kendimi.. Her şey üst üste geldi. bir arkadaşımın nişanlandığını öğrendim ki çok duygulandım. bu arkadaşım başı önünde gezen, erkeklerle konuşmayan ve konuşma zorunluluğu olduğu zamanlarda da gözlerine bakmadan konuşan bir kızdı. O kadar imrenirdim ki o kıza, ben öyle olamadığım için kendime hep kızdım. Ben erkeklerin olduğu ortamlarda mecburen bulunuyorum ama hiç kendimi onlarla muhabbet etmekten alıkoyamıyorum veya konuşurken gözlerine bakabiliyorum gülebiliyorum.. Ben öyle kötü bir niyet beslemiyorum elbette ama karşımdaki insanlara karşı bir ağırlık koyamamışım. Böyle olmaması gerekiyor. Evet bilincindeyim artık..
Şimdiye kadar hep mevlananın
Sen çiçek olup etrafa gülücükler saçmaya söz ver. Toprak olup seni başının üstünde taşıyan bulunur...
bu mantığıyla hareket ettim ya da Efendimizin (sav)
Gülümsemek Sadakadır
hadisi şerifine bağlı kalarak şefkatle güler yüzlü olmuştum amaa, ayrımı çok iyi yapamamışım ki herkese karşı böyle olmamak lazımmış. Bana bu ince çizginin farkına vardıran Sevgili insana teşekkürlerimi buradan da iletmek isterim.. "O iyi ki var.."

..sağlıcakla

26 Nisan 2012 Perşembe

Ey Gönül!

Ey Gönül! Aşkın belli bir cismi yok ki kişilerde arayasın;
Aşkın haritası yok ki define avcılarına başvurasın;
Aşk aramayla bulunur değil ki siparişini yapasın;
AŞK nasip işidir, hesap işi değil; AŞK, adayıştır arayış değil..
Sen adanmışsan ve bu uğurda yanmışsan; AŞK, zaten gelir seni bulur…

25 Nisan 2012 Çarşamba

Özür Dileriz Delikanlı

Delikanlı özür dileriz, namaza başlarken sanki biz zamanında hiç zorlanmamışız gibi seni “full çekme”ye zorladık. Tuğlaları üst üste koymana izin verecek bir rahatlık sunmadık sana. Yakaladığın namazlara köreldik de, kaçırdıkları için yazıklar ettik. Namaza alışırken ayağının dolanabileceğini, yürürken düşebileceğini hesaba katmadık. İçindeki tereddütleri ciddiye almadık. Kendi kendine sorduğun sorulara “hiç yokmuş gibi” sağırlaştık. Elbette ki “lüzumsuz” gelecekti sana namaz en başında. Başımızı ellerimizin arasına alıp bir kaç dakika olsun düşünmedik: Öyle kolay değil ki arzulamak hiç alışık olmadığını? Öyle hemen oluvermez ki hiç tanımadığını yanına yoldaş eylemek? Kim susamadan su içer ki? Kim acıkmadığı yemeğe iştah duyar ki? Mecbur tuttuk seni... “Başka yolu yok!” dedik. Mecbur olmasına mecburdur namaz.. Yalan yok; farzdır. “Dinin direği.” “Gözümüzün aydınlığı!” Teşekkürlerin en güzeli.. minnettarlığımızı ifade etmenin en şık, en zarif yoludur namaz! Kulluğumuzun en somut biçimi... Elle dokunulur, gözle görülür bir teşekkür zirvesidir.. Sormadık kendimize: Zorla mı teşekkür eder insan? Zorunluluk olarak takdim edilir mi hiç minnettarlık? Gösteremeyince sana Rabbimizin bizi ne kadar çok şeyle sevindirdiğini, içine zoraki minnettarlıklar atmaya kalktık. En başta biz hissedemeyince üzerimize hiç hesabsız, hiç sebepsiz, hiç karşılıksız indirilen o iyilikleri, sana da ancak “istesen de istemesen yapacaksın” diye farzları saydırdık, soğuk ve resmî zorunluluklar listesi içinde sürdük namazı önüne. Hiç görmedin ki yüzümüzde nimetlere boğulmanın o şımarıklık neşesini, hiç hissetmedin ki yüreğimizde her sabaha yeniden uyanma sevincini? Bizden sana huzur bulaşmadı ki... Bizden sana neşe taşmadı ki... Elbette ki sabırsızdır insan... Hele de gençler... Biz yaşımızı başımızı aldık, ırmağın öbür yakasına geçtik. Durulduk. Sakinleştik. Ama sen! Beri yakasındasın hayatın. Hırçın yanındasın şehrin. Kıpır kıpır tenin. Duygu kasırgalarında savruluyor saçların. Sana varlığın müziğini aktaramadık. Namazın yüzümüze tebessümler kattığına tanıklık edemedik. Kıldık namazları kılmasına, ama seccadeyi toplarken namazın gerçeğini de bir kenara dürdük. Namaz kıldıkça güzelleşseydik, neşelenseydik, incelseydik, sen de imrenirdin bize. Sanki bir büyü var burada diye, sen de sokulurdun yanımıza.. “Namaz dediğin sadece bir gün kılınır” demek isterdik sana... “O da bugündür.” Bak, dün gitti; yarın da gelmedi. “Sen sadece bugün kıl, gerisine karışma!” diyecek kalenderliği gösteremedik sana... Bitmeyecek sandın namazı. Yarın, yarından sonra, yarından sonradan da sonra.... Derken yığıldı üzerine binlerce vakit, binlerce rekat... Ezildin kılacağın namazlar altında. Şimdiden üşümeye başladın soğukta alacağın abdestlerin suyunda... Kulağına fısıldayıverseydik ya Rabbimizin sözünü: “Ben senden yarının ibadetini istemiyorum ki...” Bugün kıl, yeter.. Hatta bu vaktin hakkını ver, yeter! Hem sonra, ne biliyorsun, o kadar uzun süre yaşayacağını.. Belki bitecek ömrün; namazların da bitecek... Sana bugün kıldığın namazın ışığı kalacak... Rabbin diyecek ki, “Madem ki bugün kıldın, yaşasaydın bir ömür boyu kılacaktın..” Bir güne verdiğin namaz rengi, bir ömrüne taşacak; bin ömürlük bir sonsuzluğa taşıyacak seni.. Sana Rabbini tanıtırken, kılı kırk yarar, ince eleyip sık dokur, mükemmeliyetçi bir imaj çizdik, seni vesveselere saldık, yorduk, kırdık, usandırdık. Rabbinin yaptıklarını beğenmeyeceğine inandırdık önce seni. Seni sevdiği, sana merhamet ettiği ap açık ortadayken, önce korkmanı istedik O’ndan... Oysa, insan sevmediğinden korkmaz ki, korkamaz ki... Allah’tan korkanlar O’nu hakkıyla sevenlerdir, O’nun kendilerini fazlasıyla sevdiğini bilenlerdir... Korkarlar; çünkü o sevgiyi kaybetmek üşütür insanı, o kadar sevilmişken yüz çevirmek acı verir insana... Kaybedeceği şeyi olanlar korkar! Şöyle diyebilmeliydik sana: “Namaz kılarken Rabbinin sana ‘aferin!’ dediği haldesin.” Şöyle de diyebilmeliydik: “Namaz kılarken, Rabbinin en çok sevdiği En Sevgili’nin (asm) bulunduğu haldesin.” Sevinmelisin. Sevildiğini bilmelisin. Sevildiğini bilip de öyle varmalısın secdelere. Bırakıp her şeyi namazın kucağında atabilmelisin hüzünlerini. Durdurup oyunları, başından atıp telaşları, en sahici olduğun yerde, en çok onaylandığın halde, namazda, neşelere boğulabilmeli, sevinçlere sarılabilmelisin. Özür dileriz delikanlı, Bağışla bizi genç hanım.

A. Cem Toprak


SESİMİN GELDİĞİ YER

Benim sevdam...
Ruhumun ve canımın kanatlarıyla sarıp sarmaladığım...
Onun için, yaşadığım...
Kopuk bir hevesin üfürmesi değildir,
durduğum yeri ve duruşumu bana ait kılan...
Bir bıçak sırtında; sevmek ve ölmek arasında görünen...
Ama huzur içinde...
Gönlüm ve zihnim sakin...
Nerede olduğumun farkındayım!
Öylesine sevmek ki bu...
Ölesiye sevmek değil, şuursuzca...
Sevgiyi, ölüm eşiğinden başı dik geçirmek telaşı...
Hesap gününe yakıştırmak telaşı.
Veya; Sevgiye ölümü öğretmek, sonsuzluk için...
Çünkü, “Bir ömür boyu”, çok kısa!
Benim sevdam...
Ruhumun ve canımın kanatlarıyla sarıp sarmaladığım...
Ben bu sevdayla geldim Söğüt’e...
Bu sevdayla taşıdım düzgün odunları dergaha...
Sevdamı diktim İstanbul burçlarına...
Dağları delen de sevdamdı...
Konuşuyorum...
Gönlüm ve zihnim sakin...
Bir bıçak sırtında; sevmek ve ölmek arasında görünen...
Ama huzur içinde...
Nerede olduğumun farkındayım...
Başım dik... Konuşuyorum...
Arkamda Fatih var, Yunus var, Mevlana var...
Arkamda coğrafyaları gönlünün heybesine doldurmuş,
coğrafyaların gönlüne yazılmış bir tarih var..
Kopuk bir hevesin üfürmesi değildir durduğum yeri ve duruşumu bana ait kılan...
Yediyüz yıldır...
Üç kıta ve yedi iklimde...
Benim sevdam...


Murat BAŞARAN


not:bir önceki yazımda bu şiirden bir bölüm paylaşınca bu güzel şiirin bütününü de paylaşmak istedim.. saygılar..

24 Nisan 2012 Salı

sonsuzluk

İnsan bazen hayattan bunalır bir çıkış yolu arar. kısıtlı güzellikler vardır sahip olduğu. O güzelliklerin peşinden koşar hep. Hep onu yaşamak ister. yaşasa da kısıtlıdır alışır ama bir yandan da alışmak istemez çünkü bir geri dönüş vardır bunaltan o koşulların içine.

benim için de İstanbul aynen bir çıkış kapım, hep olmak istediğim yer oluyor. Aslında İstanbul mecazı arkasında saklı olan gönül sahibimin yanında olmak istediğimi dile getirmek isterim. Kastım Odur. Ben tam da İstanbul'u içinde yarim olduğu için sevdim..

Bu gece geriye dönüş var bana.. En uzun birlikteliğimiz oldu belki de bu.. Bu aynı zamanda daha fazla alıştığım daha doğrusu en fazla bağlandığım görüşme oldu. Hep dillerimizde dua vardı bu huzur daimi olsun bu mutluluk ömür boyu sürsün diye.. Hatta güzel bir söz var ki şöyle der;

ÖYLESINE SEVMEK KI BU ÖLESIYE SEVMEK DEĞIL ŞUURSUZCA.. SEVGIYI, ÖLÜM EŞIĞINDEN BAŞI DİK GEÇIRMEK TELAŞI.. HESAP GÜNÜNE YAKIŞTIRMAK TELAŞI.. VEYA; SEVGIYE ÖLÜMÜ ÖĞRETMEK, SONSUZLUK IÇIN... ÇÜNKÜ "BIR ÖMÜR BOYU" ÇOK KISA
Rabbim bize ve tüm sevenlere birlikte SONSUZLUĞU nasip eylesin..

14 Nisan 2012 Cumartesi

exam! do not disturb.


yaklaşık 1 hafta mola.. vizeler başladı haydi tüm öğrencilere kolay gele.. AAlar peşpeşe gele :)

7 Nisan 2012 Cumartesi

Tutiş :)


bloğumda ilk kez papağanımdan bahsedeceğim. çok şirin ve yaramaz bir papağanım var. Adını TUTİŞ koydum şimdilik bu kadar bilgi yeterli zamanla papağanımla ilgili gelişmeler ve ayrıntıları paylaşacağım :)

stres mod...

mezun olmama şurada var en fazla 2buçuk ay.. okulumun son zamanları değerini bilmek yerine nefret ettim. bitsin de kurtulayım gözüyle bakıyorum artık. bunaldım sıkıldım.. her türlü olumsuz ruh hali bende. 26 mayıs gibi bitirme ödevimi teslim etmem gerekiyor fakat ortada daha bitirme ödevinin bir taslağı bile mevcut değil. herşeyi sil baştan yeniden yapmamız söylendi hocamızdan. talihsizliğin bu kadarı.! sadece bitirme ödevi değil ki derdim bunlar haricinde 3 tane daha proje ve sunumlar... oy oyy.. hadi okul bitti diyelim ya sonrası... çalışma hayatım nasıl olacak hatta olacak mı. ve ayrıca yazın yaşayacağım stres dolu ortamı hiç düşünmek bile istemiyorum çünkü o stresin küçük bir parçasını geçen yaz yaşadım.. Allahımmm ne stresli zamanlar içindeyim birçok sorumluluğum var ve hepsini halletmem lazım yoksa birçok insanın hakına girmiş olacağım ve benden beklentileri olan insanları hayal kırıklığına uğratmış olacağım....

4 Nisan 2012 Çarşamba

anıları yaşamak



Bundan bir buçuk yıl kadar önce okuluma(Süleyman Demirel Üniv) konsere gelen Feridun Düzağaç beni şarkılarının müptelası yaptı. Kendisinin konserde sitemle belirttiği gibi, sadece 'alev alev' şarkısı için gelip bu şarkıdan sonra da ortadan kaybolan kalabalığın sahip olduğu düşünceyle gitmiştim oraya ben de. Adamcağız herkesin sevdiği bu şarkısına antipati duyar olmuş. konser gayet güzel gidiyordu derken sevgili ev arkadaşlarım sıkıldı ve eve dönmek isteyince konser keyfim yarım kalmıştı. etkisinde kalmış olacağım ki, o günden sonra FDnin şarkılarını dinler buldum kendimi. hem de bayıla bayıla..
Benim bu yazıyı yazmama vesile olan olay ise bilgisayarımda müziklerim karışık olarak çalışıyorken, FDnin en bayıldığım ve beni çokk etkileyen şarkılarından biri çalmaya başlaması oldu. 'yalnızlığım sana emanet.'... Beni alır, uzaklara götürür çok şey hatırlatır.. Şu anki mutluluk sebebimin hayatıma girdiği; heyecanlı, korkak, tedirgin, ne yapacağını bilmez ama sevgi dolu anlarımı hatırlatır.. Tam 1 buçuk yıl olmasına rağmen bu sevgiden hiç eksilme olmadı hatta gün geçtikçe artıyor bile çokk şükür.. İşte asıl bu sebeple ben Feridun Düzağaç'ın özellikle duygusal şarkılarını dinlemeyi çok severim. Sadece güzel bir şarkıyı dinler gibi değil, anılarımı tekrar yaşattığı için de..
Mutluluğunuzun ömürlük olması dileğiyle..

3 Nisan 2012 Salı

hayat..

Bazen o kadar çok bunalıyorum ki hayat beni çok üzüyor ne yapacağımı bilemiyorum hatta bilsem bile elimden bir şey gelmiyor. bazı konularda olumsuz düşüncelerime engel olamıyorum. anladım ki insanlara ne kadar değer verirsem vereyim, bir zaman sonra verdiğim değerin gereksiz olduğunu anlıyorum. ama yine de görmezden gelebiliyorum. benim inancım bir kez sarsıldı mı anladım ki eskiye dönmesi çok uzun bir zaman alıyor. bu uzun zamanın nasıl geçtiği de önemli. asla şüphelendirilmemeliyim yoksa aynı olaylar yeniden başımdan geçiyormuşçasına canımı sıkarım. oturur üzülür hatta ağlarım. acaba ben çok mu duygusalım.? ne yapsam bu düşüncelerden kurtulamam. bu düşüncelerden nasıl uzaklaşırım hiç bilmiyorum çoğu zaman evden dışarı attım kendimi yürüdüm soğuk kış demeden, olmadı düzelmedi. ama yazımın başında da dedim ya HAYAT beni çok üzüyor.. hayat..

1 Nisan 2012 Pazar

NE TUHAF İNSANLAR VAR..

Yurdumun Isparta ilinde ailemden uzakta  5 yılımı tamamlayacak olduğum şu aralar daha da bir farkındayım ki, burada bana tecrübe olacak bir çok şey yaşamışım. önceleri çok safmışım bilinçsizmişim. İnsanlara hemen inanırmışım. Şimdi insanları çok iyi analiz eder oldum..
yaşadıkça anlıyor insan. Hep desteklediğim bir söz vardır Montaigne'ye ait:
"İnsanlar başaklara benzer içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler. "
çevremde bu söze uyum sağlarcasına başları havada olan nice insanlar mevcut. Gülüyorum onlara bu içleri boş hallerini gördükçe. Tabi başta sinir katsayımı artırmıyor da değiller fakat bu tarz insanlarla muhatap olan çoğu insanın benden daha fazla tepki vereceğine eminim ki bir çok insandan çok sabırlı olduğumu işitiyorum.
Bir insan hakkını korumak adına -ki ortada bir haksızlık dahi yokken- bencillik sergilerse insanların gözünde nasıl bir konumda olur.? Öz eleştiri yapamıyorsa bir insan yalnız kalmaya da mahkumdur.! sonra da insanlar kendisine neden böyle davranıyor diye düşünürken suçu yine karşısındakilerde bulur da hala bencilliğinden bir adım geriye atmaz. ben böylelerine YUHH diyorum yani..
Bir insanın öncelikle kendisini sorgulaması gerekir, kendisinde bir problem olduğunu düşünmüyorsa uygun bir dille bu rahatsızlığını dile getirir. kendisinde bir hata varsa özrünü diler. ama bunu insanlık olgusuna sahip olanlar yapabilir. bile bile kusurunun üzerini kapatırcasına insanların üzerine gidilmez. şükür ki bu ayrımı iyi yapabiliyorum. İnsanların deyimi yerindeyse ahmaklıklarının farkında olabiliyorum.
Bir örnek vermek istiyorum insanlık demişken. bu tarz insanlık dışı mahluklar karşısındaki kişi hastanelik bir durumda olduğunda bile, yardım etmekten geri durmuş, hatta bir geçmiş olsun dilemek erdemini gösterememiştir. daha ne densin ki buna... tuhaff..
İnsanlar toplu yaşanılan ortamlarda ailesinin verdiği terbiyeyi sergilerler. Aileme çok çok dua ediyorum Allah onlardan razı olsun.. Asla onlara laf söyletmek istemem..

SAĞLICAKLA..