22 Kasım 2016 Salı

At gözlüklerinizi atın arkadaşlar!

‘Hükümet diyorsa her şey doğrudur’ diye at gözlükleriyle her denilene ınanan kitleye dahil olmadığım için çok mutluyum hamdolsun. Geçenlerde bir ev satin almak isteyen bir yakınım, görüştüğü bir ev sahibiyle olan diyaloğunu anlatıyor. Fiyati yüksek bulduğunu faizin günah olmasi sebebiyle kredi de çekmek istemediğini söylüyor bizimki. Ev sahibi de bu hükümetin faizi de desteklediğini onlar ne derse doğru olduğunu gururla anlatıyor. !! Buyrun cenaze namazina.. Hani faiz Allah’a ve peygamberine savaş açmaktı? Bakiniz Bakara Suresi 279.ayette öyle yazıyor.
 Bazı kesim hükümet yanlıları arkadaşlarım yapılan yanlışları ‘siyası politika’ olarak adlandırıyor ve özellikle dini konularda alınan çelişkili kararları da ‘Apaçık niyetimizi belli edelim de sonumuz Erbakan gibi mi olsun bizi de mi indirsinler’ şeklinde savunucu bir savunma çıkıyor karşıma ¿¿   Hadi hükümet bunu (tv ekranlarında falan bize yansiyan kismini ) demek istiyor olmasın, hadi arka planda biizlere yansitilmadan halledilen buyuuk buyuk politik işler var ve hadi cok zeki aydin kesimimiz izlenen politikalarda asil ne denecegini de anlamis olsun.. ama konusulan ustu kapali sozleri farklı anlayan ve araştırmaktan yoksun cahil kesimin inançlarıyla oynamaktan ve onların yanlışa girmesine vesile olmalarının vebalini ustleneceklerinin farkında değiller mi acaba? bu vebal nasıl ödenir?
Yukarıda apaçık belli edilmeyen, hükümetimizin  binevi ‘taktik’ uyguladığı meselelere de bir örnek verecek olursam-ki baştan beridir hep takıldıgım bir konudur- Avrupa birliğine girmek, girememek, kapısında sürünmek.. Evet! AB adeta bir kolelik ve üye ülkelerin bize tepeden bakıp gururlandığı kibirlendiği egosunu tatmin ettigi, ‘hadi ulkende sunu bunu yap seni aday ulke(!) statulerine cikaralim’ gibi bahanelerle eğlendiği kültürel ve dini yaşantımıza ve hatta iç işlerimize dolaylı olarak karistigi bir örgütten bahsediyorum… Ama savunan kesimden “ Bu iste var bir terslik!” diyen biri de çıkmıyor ya çıkmıyor..!
Kâfirleri dost edinen, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur.) [Al-i İmran 28]
Ayette de Allah apaçık belirtiyor ki kafirden dost olmaaz. Bizim ayetlerden bihaber insanımıza ‘Bu devirde bu gerekli bla bla bla’ diye arastirmadan ekranlarda gordugu kadarina inanarak bilmis bilmiş konuşmaları yaptıranlara yine sesleniyorumm. Bunun vebalini nasil ödeyeceksiniz..?
Son günlerde hükümetten ABye karşı bir atar sozkonusuymus. (Evimde internet sorunu yaşıyorum ve ayrıca tv izleyemedigimden dolayı çok da haber takip edemiyorum) Hani bu devirde gerekliydi ey okumaktan aciz vatandaş kardeşim.? Ne oldu yine bi değiştin kaydın hı?? Azıcık kararlı olalım daa! Karadenizli damarımı tutturtturmayin bana simdii. ‘Ben demiştim’cilerden olmak inanın istemem ama göz görüyorken klavuza ne hacet?
  İllüminati dediğimizde herkesin bir bildiği vardır ya hani şu şarkıları tersten okutur anlam çıkarmaya çalışırlar falan filan… yazın youtube de çok şarkı  görürsünüz. Hatta kliplerde tekgozler deşifre edilir. Bizi şarkılarla oyaliyorlar bence. Asıl illüminatiler ABler ABDler… ( Kaynak kitap: Gizli dünya devleti)
Daha neler var yazmak ve içimi dökmek istediğim.. .
Yazmazsam bir yakınıma derdimi acayim desem, gecmiste bu sebeple ortamın kizistigina şahit olmuşluğum çoktur ne yazık ki..
Ha bu arada ben bunları böyle yazdım diye benim tarafımı çok da irdelemeyin haksız çıkarsınız. Zira her hükümet elestireni gordugumuzde hep aynı etiket yapistiriliyor ya hani -adlarını ve hatta lakaplarini bile yazmis olmayi bloguma yakistirmiyorum bile(Allah muhafaza)- Ben yazmasam da siz anladınız biliyorum 👍
Beni yanlis anlayanlara karsi rahmetli Necmettin Erbakan hocamızın çok manidar bir sözü vardır -ki cok derin anlamlar ihtiva eder, üzerine alınanlar düşünedursun- söyleyip kucağımda uyuyan kızımı beşiğine yatırmak üzere gidiyorum buralardan:
“Hadi oradan!” 👊


21 Kasım 2016 Pazartesi

Sizin de bir keşkeniz var biliyorum.

"Inanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan  cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri "Selam"dır. İbrahim Suresi 23.ayet

Yazıma selam ederek girecekken aklıma gelen yukarıdaki ayetle giris yapmak istedim. 
Selamunaleykum.. 🖑
Son günlerde devam ettiğim meal okumaları vesilesiyle Kur'an-ı Kerim'de günlük yaşantılar hakkında çokça ayet geçtiğini de görmüş oldum. Selam da onlardan biri. Bizler hep arapça hatim olarak okumanın çok sevap olduğunu biliyoruz ama Kur'anın asıl inme amacını düşünecek olursak, Türkçe mealini okumak ve okuduğunu anlatıp hayatına geçirmek çok daha faydalı ve olması gerekendir diye düşünüyorum. Selam meselesi de gerçekten çok önemli. Cennet ehlinin ifadesiyse, ve eğer bizler de Allah rızasını kazanıp cennete gitmek istiyorsak tanımadığımız insanlara bile selam versek fena olmaz hani. (Cennetteymişiz gibi hayal edin falan.. 😏) Selam vermek sünnet almak farz bir de bu boyutu var elbet.
Lafı  çok da uzatmak niyetinde değilim yoksa konu hakkında anlatacak, okunacak ve öğrenecek o kadar çok bilgi var ki... insan öğrendikçe gerçekten acziyetini ve ne kadar az şey bildiğini öğreniyor en çok. Bu sebepledir ki "Ben oldum" demeyecek insan. Diğer insanlara da "cahil" gözüyle bakmayacak. Asıl cahil kendi olur da böylesini doğru yola iletmek daha zordur. Küçük büyük herkesin birbirinden öğrenecek çok şeyimiz  var. Bilgiye aç olmak ve araştırıp öğrenmeye çabalamak güzel şey keske daha çok yer verebilsek hayatımızda..  

Ahh o keşkeler.. Keşke diyecek kadar aktif hayatın içinde olmasaydık bile deriz bazen ama yine laftadir ki hayat evde nasıl gecsindi ¿.. Ramazanın son 10gunu itikaf bile nefsimize ağır geliyorken hem de... 
Kendime dönüp baktığımda  (geçmişe değil!) genelde anı yaşamayı sevengillerden olmuşum hep. (Aslinda anı yaşamak bazen cok mantıklı. Mesela günden güne büyüyen kızımın her anı geri gelmeyecek olduğu için çok özel. Nasıl anı yaşamam ben şimdi.. Büyüdüğü günleri iple çeken annelerden olmadım ben. Aksine kizimin eski fotoğraflarına bakıp bakıp özlüyorum. Anneler anlar beni. Diğerlerine de klasik anne ifadesiyle karşılık vereyim "Anne olunca anlarsin!") Nedense bazı kurallar beni sıkmış bunaltmış da uymamayi tercih etmişim.  Özgür ruhumun bir ozelligi.. Zıttını tercih ettiğim kuralların uyulması gerektiğinden mi bihaberdim¿. Yine kendime dönüp ''uyanik olmaya calisma. yok öyle kaytarmakk' diyorum. Peki bildiğimi uygulamayisima sebep olan durumlar neydi bende¿. Tam da bu dusuncedeyken geçmişe bakıyorum ki,  resmen perde inmiş de görememişim başka açıklaması yok. 
Doğru veya yanlışlar kişinin tercihine göre değişir. Yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımi bir kalıba sokmak istemiyorum-dedim ya özgürlüğüme duskunumdur- ama yaşadıklarımdan yola çıkarak geleceğime yön vermem gerektiğini biliyorum.!
Ve bir şey daha biliyorum ki-çok bilmişlik taslamak huyum değildir ama bu etiketi bana yapıştıran kişi topluluklari mevcut- insanlar iyi değil azizim. Çogu icini bilmedigin ismin onune hemen "iyi" sıfatını ekleme. Şüpheci olmak da faydalı bir şey değil önermem. Hayat kalitenizi düşürür ki zaten -kendi adima- Bir de vaktimizi şüphe ederek mi harcayalim¿ Buyrun size bir "keşke" vesilesi daha... "Keske"lerimizin soktugu bu gibi bir kısır döngüye girmemek aslında çok basit. Haksızlığa mi uğradın Allah'a bırak, canın mı sıkkın Allah'a bırak, dayanamayacak halde misin yine Allah'a bırak vb. vb.. Iyi guzel de sonra ne olacak? Olayın "Bırakmak" kısmını Allah'a havale edince bitmiyor -ki tam da burada olayı kendi açımızdan pozitivize edebilmemiz ve bu olumlulugu sabit tutabilmemiz tutabilmem amaciyla- "Tutunmak" veya "Sarılmak" kısmı ile de bizim Kur'an ve hadisler ile hemhâl olmamız gerekiyor. Öyle beleş degil emek vermek gerek. Böylece iç huzurumuzu buluyoruz ve gözümüzdeki perdelerin kalkmasıyla  birlikte ıvır zıvır olduğunu anladığımız olaylarla vaktimizi harcamıyoruz. Vaktimizi nerede harcadigimizin da hesabı var dikkatinizi cekerim. Detaylar detaylar detaylar... Islamda detaylar önemlidir. Yaşamak incelik istiyor. "Allahım bizlere islam hassasiyetine yakışır naifliği ve inceliği ver... Bizi yolunda sabit kıl.." amin..

Not1: Ben böyle yazdım diye sanmayın beni bir derviş, varsayın beni belki bir garip bedevi...

Not2: Ne yazacaktım ve ne yazdım. Hayır var hayır.. 

6 Eylül 2016 Salı

Hayata ve evliliğe dair...

Merhaba,
Malum havalar sıcak, tam düğün sezonundayız.
Biz de sıcak ama yağmurlu bir günde 3 yıl önce 31 Ağustosta evlenmiştik.
Zaman nasıl geçmiş anlamıyor insan.
Bir de çocuğumuz olmuş hala inanamıyorum.
Ama insan yaşadıkça anlıyormuş ki, büyük heyecanlari sevinçleri üzüntüleri bir yere kadar.
Her şeye alışıyormuş insan. Hayatın bir parçası diyor ve kabulleniyorsun.
Allah'ın rahmeti diyorum. Hayat bir şekilde ilerleyecek ya, olaylar birbiri ardına gelecek ya, kabullenip normalleştirme de peşisıra geliyor.

Evlilik; büyük heyecan.. Söz, nişan, düğün derken heyecan dorukta oluyor. Bir bakmışsın çocukken gözümüzde büyüttüğümüz evlilik gayet normal bir durum. Olması gereken bir şeymiş ve zamanı gelmiş gerçekleşmiş.

Çocuk; büyük mutluluk, büyük sorumluluk... Çocuk sahibi olmadan önce, bir bebeği kucağına almaya bile korkanlar, doğumdan sonra 40 yıllık anne gibi oluyor. Bu da bir rahmet, hatta mucize.
Bir insanın yetişmesi demek insanlığın gelişmesi demek. Büyük düşünecek olursak, Allah, kurduğu dünya düzeninde insanların yetişmesini acemi olan bir kadına vermezdi, ona o insanı büyütecek yeteneği de doğumla birlikte verdi. Hamdolsun. Kısacası bir bakıyorsun, bebeğin olmuş ama  Allah'ın kurduğu düzenin bir parçası olduğunu görüyorsun. Külli iradenin varlığı bizi etkisiz kılıp, uyum sağlamamıza vesile oluyor. Yani bebek sahibi olmak da düzenin bir rutini...

İş;  özellikle benim için şu sıralar en büyük amaç, hayatımı düzene sokmama vesile olacak durum. Havada kalmışlıklarımın cevabı. Güzel bir işimiz olsun diye yıllarca okuduk ettik. Ben de öyle. Zorlu bir mühendislik eğitimi aldım. Hedeflerim hayallerim vardı. Onları gerçekleştirmek için mezuniyetimin üzerinden zaman geçmesine rağmen hala çabalıyorum. İş meselesine de geniş açıdan bakacak olursak,  insanlar çalışır, o işe ihtiyacı olan kişilere hizmetini verir, parasını alır o parayı da kendi ihtiyaçları için bir başkasına verir. Ondan ona ondan ona... derken hayatta kalmak için herkes birbirine hizmet ediyor aslında. İster yönetici ol ister hamal. Herkes birbirine mecbur. Ast-üst meseleleri niye o halde... Meslekleri üzerinden kendini üstün görenler bu sebeple çok komik oluyor bence.

Konuyu daha da uzatabilirim aslında. Yazdıkça yazasım geliyor fakat konuyu dağıtmak istemiyorum.
Aslında bahsetmek istediğim şey şu ki hayat telaşesi içinde bazı rutinleri çok büyütüyoruz. Olaylara çok odaklanınca insan , kendini her şeyin merkezinde görüyor. Ama bütün olarak bakarsak aslında daha mutlu ve rahat oluruz. Çünkü acizliğimizin farkına bu şekilde varabiliriz.
Değinmek istediğim mesele aslında yazımın da başında belirttiğim gibi evlilik düğün hazırlıkları.
Bu hazırlıklar sürüp giderken insan kendini çok kaptırıyor. Evet bir kere evleniyoruz ve bütün detayların mükemmel olmasını istiyoruz. Özellikle bayanlar. Gelinliğin üzerindeki pulun parlaklık derecesini bile inceliyoruz. Bir pula bile takan bizlerin diğer detaylarda tepkisiz kalması mucize gibi oluyor. Mobilyaların modeli rengi kalitesi dekorasyonunun tamamlanması büyük meseleler haline geliyor. Bu durumlara da geniş açıdan bakabilmeyi denesek keşke.  Ben de evlilik hazırlığında o sürecin detaylarından çok kilo vermiştim. Her şey hayal ettiğim gibi mi oldu, hayır ama belki hayal ettiğim gibi de olsaydı yine eksikler olabilirdi veya benim hayal ettiklerime sahip olanlar varsa belki de onlar için yetersiz kalmıştır. Dediğim gibi olaylara geniş açıdan bakabilirsek gerçekten daha çekilebilir oluyor, inancınız varsa, Allah sabrını da vermiş oluyor.
Böyle diye de her insanın bir zevke sahip olduğunu es geçmemek gerekir.
Ben de daha önce pinterestte beğendiğim bazı porselen tabakların resimlerini arşivlemiştim.
Sizlerle bunları paylaşmak istedim. Çeyiz hazırlığı içinde olanlara fikir olsun.


Sevgiler...




















2 Eylül 2016 Cuma

Evde sağlıklı elma sirkesi yapımı

Merhabalar

Geçenlerde Facebook'ta bir sayfada, hazır sirke ile ilgili bir yazıya denk geldim. 
Onun üzerine de merakımı dindirmek için küçük bir araştırma yaptım.

Marketlerden hazır satılan sirkelerde koruyucu olarak E223 kodlu Sülfür dioksit kullanılıyor.
Nedir bu madde, nereden üretilir diye sormak gerek. 
Aslında bu açıdan meraklı olmak en iyisi.
Yediğimiz içtiğimizin ne olduğu belli değil. 
Okuduklarım karşısında kime neye güveneceğimi bilemez oldum...

Sülfür dioksit,kömür katranından elde edilen bir koruyucu(!) bir madde.

Tam sülfürlü ilaçlar zehirli olduğu için kullanımı sınırlandırılmıştır.

Bizim kullandığımız sirke veya diğer gıdalarda (meyve suları, kurutulmuş meyveler, patates ürünlerinde kullanılıyormuş.) cüzi miktarda bile olsa ömrümüz boyunca bu maddeyi içeren gıdayı tükettiğimizi düşünecek olursak, vücudumuzda biriken toksinleri hayal edemiyorum. 
Ondan sonra toksin atıcı diyetler uygulayalım, özel sıvılar tüketelim, bol spor yapmaya çalışalım, ter atalım derken vücudumuzdaki zararlı madde birikimlerinden nasıl kurtulacağımızı şaşırıyoruz..

Astım nöbetlerini azdırdığı, böbrek fonksiyonları zayıflamış olanlarda metabolizmayı zorladığı ve B1 vitaminini yok ettiği bilinmektedir.

Peygamber Efendimizin(sav); "Sirke ne güzel katıktır..." diye övdüğü çok faydalı sirke bu değil..!
Sağlıklı olan sirke en az 2 ay fermante olması gerekirken, fabrikasyon üretimde hızlı olması için, içine elma, üzüm yerine asetik asit koyulmasının neresi faydalı.?
İnsanları kandırmaktan başka bir şey değil bu..

Evde kullandığım sirkenin içindekiler kısmına baktığımda hem asetik asit hem de sülfür dioksitin (E223) olduğunu gördüm. Hatta birçok markanın içeriğinde bile var. Çok ünlü markalarda bile. 
Siz de isterseniz markete gittiğinizde farklı markalara bir bakın.

Bundan dolayıdır ki, ben de evde kendi sirkemi yapmaya karar verdim. 
Anne olunca eve giren gıdaları daha da inceler oldum. Böylelikle daha doğalına yöneldim.

Elma sirkesinin yapması çok basitmiş.

Malzemeler:

*5 kiloluk cam kavanoz

*2.5 litre temiz su. 
(Yüksek PHlı alkali satılanlar daha iyi sonuç verecektir. Kesinlikle musluk suyu kullanmayınız, çünkü içindeki klor iyi bir sonuç elde etmemize engel olacaktır. Ben Saka markasını kullandım.)

* 1-1.5 kilo kadar kırmızı tatlı elma
(elma ne kadar tatlı olursa o kadar iyi ve keskin bir sirkemiz olacak demektir.)

* 1 çay bardağı nohut

* Yarım çay bardağı bulgur

* 2-3 yemek kaşığı bal. Yoksa yarım çay bardağı toz şeker.



*

Yapılışı ise son derece basit.

Cam kavanozumuza suyu koyduktan sonra, nohut, bulgur, bal/şeker ilave edilir.

Elma kabukları kalın olacak şekilde kesilir, elma eşikleri ayrılır. Kabuklar eşikleriyle beraber kavanoza eklenir.

Kavanozun ağzı hava alacak şekilde bir bez parçası ile kapatılır, paket lastiği takılır.
Kavanozun ağzı hava almayacak şekilde kapatılırsa sirke değil şarap oluyormuş, aman dikkat edelim.




2. fotoğrafta görüldüğü gibi ağzı kapatıldıktan sonra hazırlık kısmı bitiyorr.. :)

Bu kavanozu ise karanlık bir ortama koyarak, bekleme safhasına geçebiliriz.

Beklerken genellikle 15-25 derece sıcaklık isteniyor. Bu yüzden ilkbahar ve sonbahar mevsimleri sirke yapmak için daha ideal diyebilirim.

Karanlık bir ortamda sirkemiz 40 gün boyunca bekleyecek. Üzerinde minik sinekçikler oluşup kayboluyormuş, bu da sirkemizin doğallığını gösterir, bilginize.
Sirkenin keskin kokusunu almaya başlayacaksınız bu da sirkenizin artık olduğunu gösterecek.

Kavanozun üstünde jelimsi kıvamda "sirke anası" denilen bir yapı oluşacak, küf deyip atmayın kendileri bir sonraki sirkemizin mayası olacak.;)
Bu maya ile nohut ve bulgur kullanmamıza gerek kalmayacak.

Oluşan sirke anasını kenara ayırdıktan sonra sirkemizi 2-3 kat tülbentten süzüyoruz. Çünkü 40 günden sonra içindeki malzemelerimiz çürümeye başlayacaktır. 
Süzdükten sonra bir miktar daha dinlendirmemiz gerekiyor.

Şu detayı vermeden geçemeyeceğim, sirkeniz katkısız olduğu için, hiçbir zaman hazır sirkeler gibi berrak olmayacaktır. Hafif bulanıklık canımızı sıkmasın.

Umarım aklımdakileri eksiksiz yazmışımdır. 
Hatam veya bir eksiğimi görürseniz yorum bırakırsanız hem bana hem de bu yazıyı okuyacak olanlara faydanız dokunabilir. 

Sevgiler... :)


***


Natural homemade vinegar
Hi everyone
I came across a post about manufacturing vinegar  in a facebook page recently.
Then I decided to little research  about this.
Vinegar that sell in markets have Sulfur Dioxide (code: E223) as a protector.
What is this substance? What is this substance producted from?
Actually, it is good to be curious in this situation.
Because,  we don’t know that materials of food. Healty or unhealty?
I am in a quandary to my research results about food against.
Sulfur Dioxide is a protector which is obtained from coal tar!
It couse asthma exacerbations, metabolism disorder for renal patient and destroy all vitamin B1.
Hz.Muhammed(sav) said:”Vinegar is a good food” but vinegar isn’t “good” on markets.
Therefore, I decided to  make my own healty vinegar at home.
Every mother is careful about healt like me. J
So,  Making apple vinegar is very simple !
INGREDIENTS
·         5 litres glass jar
·         2,5 litres clean water  (with high PH/alkalik )
·         6-8  apples
·         1 tea glass chickpea
·         Half tea glass cracked wheat
·         2-3 tablespoons honey or half tea glass sugar

Firstly put into the jar all water
Peel off apples as thickly
Than put into the jar all materials
Don’t close lid of jar, but cover with a fabric over tha jar.
We must put the jar into a darkness area and wait 40 days. Frequently blend it.
After the 40 days, fitler this and than wait almost  a month.
Vinegar is ready! Homemade and healty.

See you soon..




27 Ağustos 2016 Cumartesi

Evde İngilizce Öğrenmek

Tekrar merhaba, 

Bu yazımda, İngilizceyi evde nasıl öğrenebiliriz sorusalına değinmek istiyorum.

Bloğumda genellikle hayatıma dair paylaşımlarda bulunuyorum. Bu mesele de aslında birçoğumuz gibi benimle de alakalı.

Artık devrimizde İngilizce olmadan iyi bir konuma gelmek pek mümkün olmuyor.

Özellikle benim gibi mühendislik alanında çalışacak olanlar için kesinlikle mecburiyet.

Ben üniversitede bir yıl İngilizce hazırlık okuduğum için belirgin bir temelim mevcut ama malesef ki okuduğum üniversitede eğitim dili Türkçe olduğu için geliştirmeye fırsat bulamadım.

O zamanlar çok zor ve başarısızlık sebebi gibi görürdük ama İngilizce ders tüm üniversitelerde mecburi olmalı bence.





Şu aralar KPSSden aldığım puanımla kurumların ilanlarını takip ediyorum ve neredeyse hepsi YDS den üst düzey bir puan istiyor. Ben de 2016 sonbahar dönemi  YDSye girme kararı aldım. İlkbahar dönemindeki sınava da girmiştim ama sonuç tam bir fiyaskoydu....

Şimdiki sınav 4 Eylülde. Yani haftaya pazar. Tam 7 gün sonra.
Peki ben ne mi yaptım, nasıl mı çalıştım...
Cevap Çok diil malesef..

Aslında kendime belirli hedefler belirlemiştim. Çalışma düzeni de oluşturmuştum.
Fakat evli ve bebekli olunca her şey istediğim gibi gitmedi.

Öncelikle ODTÜ nün "Reader at work" isimli ingilizce makale ve soruların olduğu 2 kitaplık sete çalışmak istemiştim. Şu an sadece ilk kitabın 2/3 ü bitti.
Çok faydalı olduğunu düşündüğüm bir set.
İnternetten ücretsiz bir şekilde PDF dosyalarını indirebilirsiniz. 

Öncelikle metni okuyup bilmediğim kelimeleri ayrı bir deftere not ediyorum.
Sonra geri dönüp kelimelerin anlamlarını hatırlamaya çalışıyorum.

**

Diğer yandan izlemenin hayalini kurduğum ama başaramadığım, video dersleri var.

Benim bulduğum bir Youtube kanalı vardı oradan günde en az 5 video izleyerek ve tekrar ederek tamamlamayı düşünyordum. 
ENGVID Youtube kanalı nın faydalı olacağını düşünüyorum.

Sınava 1 hafta kaldıysa da sorun değil, şimdi olmazsa bir sonraki sınavlar için kendimi şimdiden hazırlamam gerekli. 
Bir lisan bir insan sonuçta ;)

***

Bunlara ek olarak ingilizce haber sitelerini takip etmek de çok faydalı olacaktır. 
Ben telefonuma TRTWorld uygulamasını indirmiştim. 
Arada bir açıp haberleri okumaya çalışıyordum.

Malesef bilinmeyen çok kelime çıkıyor ama bütünden giderek genel anlamı yakalayabilirseniz, bilmediğiniz kelimenin anlamı da çıkmış oluyor. Tabi sözlükten bakmakta fayda var.

***
Yabancı filmleri ingilizce dilinde ve hatta ingilizce altyazılı olarak izlemek de gayet faydalı.
Ben film izlemeye fazla vakit bulamasam da dil öğrenmekte faydalı aktivitelerden birisi bu.
Filmden ziyade dizi izlemek istiyorum ama ingilizce öğrenmek için en faydalı yabancı dizi arayışım devam ediyor. 
Faydasını gördüğünüz bir dizi varsa bana yazarsanız çok sevinirim.

**

Tüm ingilizce öğrenmeye çalışanlara, YDS madurlarına ve bana kolaylıklar diliyorum.

Ekstra tavsiyeleriniz varsa bana ve bu yazıyı okuyanlara faydalı olmak amacıyla yorum bırakabilirseniz çok güzel olur.

Sevgiler...

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Duvarlarınız için Dekorasyon Fikri: Çerçeve Düzenleme

Merhaba,

Son zamanlarda Instagramda bazı sayfaların dekorasyonla alakalı çokça paylaşımlarını görüyorum.

Ne hikmetse hepsi "pembiş pembiş". Artık tüm yeni gelin evleri aynı tekdüzeliğe sahip olmuş neredeyse. Farklılık çabası içinde olanları tebrik etmek lazım.

Ben ise evlendiğimden beri 3 kez ev değiştirme tecrübesi yaşadığımdan dolayı artık eşya yerleştirme işinden epeyce yorgun olduğumu belirtmeliyim. Sanırım eşim de öyle ki, fon perdelerinin yerine monte edilmemiş topuzları veya dubara çakılmayı bekleyen türlü ayna ve çerçevelerimiz, yerlerini bulmak için eşimin canının istemesine bakıyor. :)

Bense, eşimin gözünde büyüyen bu tip çivi çekiç matkapsal işlerin üzerine yenilerini ekleme telaşesi içindeyim.
Aslında hep aklımda olan "Gallery Wall" (Duvar galerisi) fikrini uygulama aşamasındayım.
 Hamileliğim zamanındayken en son evime taşındım ve bu ev için İkeadan çeşitli boyutlarda çerçeve alarak ilk adımı tamamlamıştım. 
**

Televizyon için TV ünitesi yerine konsolu kullanıyoruz. Üzerine yine ikeadan aldığımız raf ile farklı bir hava katmiştik. Fenerler ve raf üzerindeki çerçeveler de yine İkeadan.
Yeni çerçevelerimi de TVnin sağ ve sol tarafına gelecek şekilde konumlandırmayı düşünüyorum. 
Salonumda da mobilyalarım ve aksesuarlarım genel olarak beyaz olunca çerçevelerimi de siyah almıştım.
Gözümüzde canlandırınca baya bayaa renk katacağa benziyor. :)



İçine koyulacak resimleri seçmek de bir hayli detaylı bir mesele doğrusu. 
Erva Beren'den fırsat bulamadığım için, bir yandan da KPSS hazırlıkları içinde olduğum için aylarca ilgilenmedim, çerçeveler çürümeden kaldığı için mutluyum açıkçası ;)

Son günlerde de bu fotoğraf işine yoğunlaştım.

Çerçeveler salona asılacağı için kendi fotoğraflarımızı koymak istemedim. 

İnternetten beğendiğim fotoğrafları koymak istedim ama çözünürlükleri çok düşük olduğu için elemek zorunda kaldım. Çıktılarda piksel piksel görüntü olsun istemiyorum.

Derin araştırmalarım sonrasında, telif hakkı problemi yaşamayacağım yüksek çözünürlüklü fotoğrafları ücretsiz olarak bilgisayarıma indirebileceğim birkaç stok fotoğraf sitesi buldum.
Bunlardan en çok faydalandığım www.pexels.com sitesi oldu.
Şu an diğerlerini hatırlayamadım ama bununla ilgili de bir yazı yazmak istiyorum.  Detayları paylaşmakta fayda var.
Zira benim çok vaktim gitti, arayanlar benim kadar uğraşmasın.

Birkaç gün bu sitelerde fotoğraf araştırmakla geçti. 
Her fotoğrafı beğenmediğim gibi, bir de hayal ettiğim fotoğrafları aradım durdum.
Hala daha bulduğum fotoğraflar tam olarak içime sinmiş değil. 
Projemi sonlandırana kadar  birkaç kez daha değişeceğini düşünüyorum.
Ruh halime dayalı olarak beğenilerim günden güne değişebiliyor.

Bulduğum fotoğrafları aldığım farklı boyutlardaki çerçevelerden hangisine koyacağımı duvarda nasıl yerleştireceğimi, fotoğrafların renklerinin bir arada uyumlu olup olmayacağını önceden tespit etmek ve düzenlemek için öncelikle bilgisayar ortamında incscape uygulamasını kullanarak modellemesini yaptım. 
Programın ekran alıntısı şu şekilde:


Ölçüler ve oranları gerçekteki gibi yaptım fotoğraflar da seçtiklerim zaten. 
Sağ ve solda kalın siyah çerçeveli olanlar da yine ikeadan aldığım aynalar.
Farklı bir hava katsın istedim.

**

Hangi aşamada olduğumu da belirtecek olursam, fotoğrafları çıktıya hazır hale gelecek şekilde boyutlandırma aşamasındayım.

**
Sonucu ben de merakla bekliyorum bakalım ne olacak.

Sonucu yine bloğumda yazacağım

Görüşmek üzere :)

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Mama Sandalyesi Sorunsalı-Seçimi

Merhabalar, 

Kızım Erva Beren'in ek gıdaya geçişinden BURADA bahsetmiştim.

6.ayımız tam dolduğu sıralar kızım grip olduğu için ek gıdaya başlayamamıştım. İlaç içtiği için anne sütü dışında her türlü gıdaya karşı ağzını kitler hale gelmişti. Hazır olduğu zamanı beklemeliyim, deyip ek gıdaya geçiş sürecimizi biraz ötelemiştim.
Tabi bu süreçte gerekli malzemeleri temin etmemiz açısından bizim de hazırlığımız başladı.


Ben elinde kase ve kaşıkla çocuğunun peşinden koşan annelerden olmak istemediğim için #BLW yöntemini uygulamak istemiştim. Doğal olarak öncelikli olarak mama sandalyesine ihtiyaç vardı.
Benim aklımda öncelikle çoğu yakınımda da gördüğüm ikea antilop vardı. Fakat Erva Beren biraz iri bir bebek olduğu için, almaya gittiğimizde içine rahat bir şekilde sığmadı. Oturttuğumuzda da çıkarmakta zorlandık.
Minderinin de kalınlığı eklenince bizim için kullanışlı olmayacağına karar verdik.
**

Bende de biraz mükemmeliyetçilik vardır, bundan dolayı özellikleri bakımından en kapsamlı ve uzun süre kullanabileceğimiz (çift tepsili olması, yükseklik ayarı, tepsi yakınlığı ayarı, koltuk sırt kısmının yatması vb.) bir sandalye olsun istedim. Onların da fiyatlar uçmuş. Derken eşim reklamlarda görünce Letgo uygulamasını yükledi oradan, istediğim özelliklere sahip,2.el bir sandalye buldu hem de çok uyguna.. 50 TLdeyince gidip alalım dedik. Ama sonuç fiyasko!!
Basiret bağlanmasının ne demek olduğunu anladım. Orada hanımefendi kullanışını gösterdiğinde kenarlardaki toz dikkatimi çekmişti ama onu umursamamıştım. Artık nasıl olduysa bilmiyorum, sandalyenin borularından paslı su çıkmış ve arabanın koltuklarını mahvetmiş. Depo gibi bir yerde bekletmişler muhtemelen. Eve geldiğimizde sinirim bozuldu. Özellikleri tamam çok iyi, amerikadan getirtmişler falan ama muhafaza edememişler. Bir de Bostancı'da lüks mekanlarda oturan insanlar.. neyse temizlesem bile içime sinmedi. Onu kullanmak istemedim. Yine Letgodan başka bir sandalye baktık. Çekilen fotoğrafın ortamını bile inceledim. Evde mi çekilmiş, ev temiz görünüyor mu falan... 
İçime sinince gittik tabi, orada da baya inceledim, sorular sordum derken tertemiz bir mama sandalyesini satın alarak bu süreci de atlatmış oldum.



Minimum 400 TL fiyat sorduğumuz Chicco polly mama sandalyesini 160TLye aldık. 
Severek kullanıyoruz. :)
**
Letgo uygulaması hakkındaki düşüncelerimden bahsedecek olursam, İstanbul Ankara gibi büyük ve kalabalık şehirlerde daha aktif olduğunu düşünüyorum. Kısa süre içinde elinizdeki ürünü satabiliyorsunuz. Ama küçük şehirlerde bekleme süresi daha uzun olabilir. 
*
Mama sandalyesi aldığım gibi sattığım da oldu.
Öncelikle ilk aldığım sandalyeyi sattım. Temizlediğim için satarken içim gayet rahattı. Ayrıca kına gecemde giyindiğim kaftanımı sattım. 
Siz de deneyebilirsiniz.
*
Ayrıca, letgo güvenilir mi diye sorabilecekler için şu detayı da vermeliyim: bazı kendini bilmez uyanıklar, bayan ismi görünce satın alma bahanesiyle numara almaya çalışıyorlar. Zaten ben eşimin numarasını verdiğim için sorun yaşamadım. Dikkat etmekte fayda var. İnsan sarrafı olmuşuz zaten niyetlerinin ne olduğu belli oluyor.
*

Kısacası mama sandalyesi sürecimiz bu şekildeydi.
Ayrıca genel olarak ek gıda için gerekli malzemeleri kendimce sıralamamda fayda olduğunu düşünüyorum.

Ek gıdaya geçiş ekipmanları, malzemeleri:
*Mama sandalyesi
*Önlükler (Kollu modeller daha kullanışlı)
*Suluk
*Renkli Kaşıklar, çatallar
*Renkli Tabak (Masaya sabitlenenler daha kullanışlı oluyor.)

Şimdilik aklıma gelenler bunlar.
**
Ayrıca İkea antilopa uygulanan bu fikre bayıldım.
Eğer siz Antilop aldıysanız belki bir gün uygulayabilirsiniz :)



Sormak veya eklemek istediğiniz bir şey varsa yorum bırakabilirsiniz, mail atabilirsiniz.

saadetimustesna@gmail.com

SEVGİLER 

16 Ağustos 2016 Salı

Anne-Bebek İletişimi ve Çevre





Erva Beren uykusu geldiğinde adeta bir kuş gibi sesler çıkararak kucağıma atılmaya başladı artık. 


En hassas yanım olan kızımın her geçen gün yeni bir özelliğini görüyor olmam tüm can sıkıntılarımın içinde büyük mutluluğum..💕 


Gerçekten anne-baba olmayınca bazı 'şey'leri anlayamazmış insan... 


Bir minik bebeği sahiplenip koruyup kollama duygusu okuyup da öğrenilebilecek bir bilgi değilmiş, içgüdüselmiş. 


Bu bebek minik değil gayet otuz yaşında falan da olabilir yani. Bkz: anne gözünde evlat😁 Öyle garipsemeyin lütfen 😌

*

 Dünya üzerinde insanlar farklı yetişme ortamı sebebiyle birbirinden farklıyken, hatta çok da uzağa gitmeye gerek yok, bir ev içerisinde aynı ortamda yetişen kardeşler arasında bile müthiş farklılıklar varken, anne-bebek iletişimini, ilişkisini tekdüzeleşirmek kadar yanlış bir şey olamaz.


 Her anne farklıdır ki aslında her bebek de farklıdır. Milyonlarca kombinasyon var yani😁 


Bebeği en iyi annesinin tanıyabileceği unutulmamalı.


Zaten annesi neredeyse akademik olarak 'article' seviyesinde araştırmalar yaparak bebek gelişimiyle alakalı kendini geliştirmeye çalışıyorsa aşmıştır zaten.😉 


Erva'ya bebek tarhanası yapma dusuncesi içine girmişsem şu aralar, iste bunun gibi şeyler çok bilmişlikten değil sadece annelikten olabilir. 


Bu yüzdendir ki anne bir şey yapıyorsa bebeğe zarar verecek bir şey değildir, bir başka kişi de bebek ile ilgili tavsiyesinde tabi ki zarar vermek istemiyordur ama... 


Sanki annenin isteği daha ağır basmalı gibi, anne-bebek bağı dedim ya hani, böyle iç burkulması gibi olandan.. 😊😊


Annelere güvenin lütfen..
SEVGİLER...


13 Ağustos 2016 Cumartesi

Bebeğim ve ek gıda maceraları

Merhabalar,

Zamanın nasıl hızla aktığını anlamayan ben, yeni bir şaşkınlıkla daha karşınızdayım. Erva Beren, 10 gün önce 8 ayını doldurdu...
Hamilelik ne çabuk geçti, bebeğimi ne ara kucağıma aldım da artık kucağımdan çıkacak kadar hareketlendi ve büyüdü.?
Doğmadan önce bebeğimle ilgili düşüncelere daldığım ve hatta endişelendiğim olurdu.
"Kaşı gözü nasıl olacak, kime benzeyecek"lerden önce, yazımın girişinde de bahsettiğim gibi zamanın hızlı geçmesinden dolayı hızla büyüyen bebeğimi doyasıya yaşayabilecek miyim, gibi...
Her günü kıymetli ve bir daha geri dönüşü olmayacaktı..
Annesi olmama rağmen hep yanımda olmasına rağmen doyasıya baktım içime çektim kokusunu ama yetmedi, doyamadım. İlk aylar ne de çabuk geçmiş çok hızlı büyümüş bebeğim. 

Hep söylerim; bebeğime en çok O karnımdayken yakındım. Himayem altındaydı. Büyüdü, karnıma sığamayacak kadar oldu, sonra doğdu. Kucağıma verdiler, sarıldım artık uyuduğunda bıraktığım bir beğişi vardı ve çevresinde benim haricimde de kucağına alan, ona sevgisini veren insanlar oldu. Yavaş yavaş kucağıma da sığmamaya başladı, günden güne büyüyordu.. 
Ahh annelik... Büyüsün diye yemek yemesi için kırk takla atarsın, ama her bir atakta senin himayenden bir miktar daha uzaklaştığını görüp hüzünlenirsin... Ama öyle işte günden güne daha da uzaklaşıyor..!
Annelik psikolojisiyle benim hissettiklerim böyle işte. Hatta çoğu annenin yaşadığı, fakat şöyle etraflıca düşünmediği için adını koyamadığı, keşfedemediği bir duygu bence.
Hep söylerim, farkındalık çok önemli hayatta...
 Bu duygunun aşırısı "Çocuğunu paylaşamamak" diye adlandırılıyor olabilir halk arasında. Hatta anne çevresinde "Kıskanıyor.!?" gibi yaftalarda bulunan insanlar da bulunabilir..
"Durun, şu çocukla bir uğraşayım, deneyim bakıyım ne tepki verecek?"ciler de (Çocuğa adeta bir materyal muamelesi yapanlar) olur bu çevrede.  Çocukla uğraşırken diğer yandan anneyi kesmeler falan.. Bir de çocuğu kucağından indirmeyip dikkat çekmeye çalışanlar, insanlardan "SENİN Mİ?" (Senin çocuğun mu?) sorularının gelmesine hoşlanarak cevap verip açıklamada bulunanlar...
.
.
Annedir bu... Kıskanabilir, endişelenebilir, sorabilir, cevap verebilir!
Mesele çocuğuysa şayet, derin araştırmalara girip yabancı sitelerden ingilizce makaleler okuyabilir, aklına yatarsa uygulayabilir yetmezse başka kaynaklara yönelebilir. Hiç kimse her şeyi bilemez ama anne araştırıp öğrenmeye çalışıyor ise 'çok bilmiş' de olabilir.! Üstelik bebeğini anneden daha iyi tanıyan kimse yokken çok bilmişlik kimseyi rahatsız etmemeli.
"Biz 1 yaşından önce yumurta beyazını da yedirmiştik hiç de bir şey olmadı, o kadar da okumayın internete girmeyin" cahilliğiyle çocuk büyütülmez.
.
.
Vel hasıl, yemek yesin diye elinizde kase, kaşık, peçete ve bilimum mama materyalleriyle çocuğun peşinden koşmayın öyle.. (Hem bunu yapabilen varsa şaşarım, zira onca şeyi bir arada nasıl tutup çocuğun peşinde koşuyorlar? Tebriğe şayan başarıdır.)

Ben ne mi yapıyorum?
6. aydan hemen sonra Erva Beren grip olduğu için ilaç kullanmak durumunda kaldık. İlaçları vermek hiç de kolay olmadığı için ek gıda serüvenimizi ertelemek durumunda kalmıştım. 7. aydan sonra tadımlarla başladım. Artık yavaş yavaş pankek, mücver tarzı yiyecekleri sunuyorum. 
Genellikle biz yemek yerken o da yanımda mama sandalyesinde elleriyle girişerek önüne koyduğumu kemiriyor. Belki çok çok az gıda mideye gidiyor  ama yemek yeme kültürü edinmesi açısından bu teknik çok faydalı bence. Ama henüz çok yol katetmemiz gerekli. Sabır çok önemli..
 1 yaşına kadar zaten anne sütü yetiyor. Diğerleri adı üstünde "EK" gıda. Doyurma gerekliliği olmayan yani. Bırakın çocuğunuz kendisi öğrenmeye çalışsın. Bir yandan da eğlensin. Yemek vakti kabus olmasın. Hem anne için daha kolay bence. Dağınıklığı saymazsak :D Slogan: Çok dağınıklık az stres, olabilir bence :) 
Bilen bilir yöntemin adı #BLW , Baby Led Weaning (Bebek liderliğinde beslenme)
 Kısmen de olsa değindiğimi düşünüyorum. 
Daha detaylı bilgi için, BLW Türkiye SİTESİNİ veya Facebook Grubunu ziyaret edebilirsiniz.
İnanılmaz bilgiler, tarifler ve BLW bebek videoları mevcut. 
Keyifle takip edeceğinizi umuyorum.

**
Aşağıda Erva Beren'in 'oyun', pardon 'yemek' keyfini görüyorsunuz. :)
Bir gün bu yumurta sarısını oynamadan kısa sürede bitireceği günü sabırla bekliyorum.



**
Mama sandalyemiz Chicco Polly  şatafatlı bir ürün fakat daha basit bir model gayet de yetebilir.

SEVGİLERLE...